AVRUPA

7 TEPE PLOVDİV

Balkan ülkelerinden sınır komşumuz olan Bulgaristan’ın ikinci büyük şehri olan Plovdiv dünyanın en eski şehirlerinden birisidir.

Makedonya, Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarını gören bu şehir tıpkı İstanbul veya Roma gibi yedi tepeli olması bizim dikkatimizi çekmeyi başardı.2019 kültür başkenti olmaya hazırlanan bu şehri gelin beraber gezmeye başlayalım;

Bulgaristan’a gitmeniz için ilk önce Shengen veya Bulgar vizesi almanız gerekecek. Avrupa Birliğine tam üyeliği bulunmadığı için Shengen vizeniz ile Bulgaristan’a gidebilrsiniz ancak Bulgar vizeniz ile herhangi bir shengen ülkelerine gidemezsiniz.

Ulaşım bakımından mesafenin yakın olmasından dolayı alternatifiniz fazla; uçak, otobüs, tren, şahsi aracınız ile Plovdiv’e gidebilir veya günübirlik Plovdiv turu yapan seyahat acentaları ile Plovdiv turuna katılabilirsiniz.

Central Square

Hangi ulaşım türünü seçerseniz seçin gezinize plovdivin çarşısından başlayın. Sadece yayaların girebildiği arnavut kaldırımlı sokak sağlı sollu seyyar satıcılardan başlayıp bir anda renkli reyonlu mağzalara geçiş yapıyor ve bu geçişi anlamıyor insan. Ancak mağzalardan alış veriş yaparken dikkat etmenizde fayda var çünkü çoğu ürün ikinci kalite olabiliyor.

 Roma Stadyumu

Çarşıdan yukarı doğru takip ettiğinizde karşınıza Osmanlıdan kalan bir cami ve hemen önünde Romadan kalan bir antik stadyum karşılıyor. Büyük imparatorluklardan sadece kalıntılar ve yapılar kaldığını görünce zamanın insandan üstün olduğunu bir kez daha hissediyor insan…

Bu yapı ikinci yüzyılda yapılmış ve stadyumun çoğu şehrin altında kalmış, şuan çok az bölümü gün yüzünde ve ziyarete açık ancak eski halinin bir minyatürünü yapmışlar. En azından o dönemde ne kadar heybetli bir yer olduğuna dair bir bilgimiz oluyor bu sayede.

Cuma Cami

Osmanlıda ki ismiyle Hüdaverdi Cami 1.Murat tarafından inşa edilmiş ve şuan hala müslümanlara hizmet veriyor aynı zamanda bir güneş saati var ve güneş saati hala çalışıyor.Eğer burada soluklanıp bir şeyler içmek isterseniz altıdaki türk kafelerine gidebilir ve memleket özleminizi giderebilirsiniz.

The Virgin Mary Kathedrali 

Cuma camiden sağa doğru yukarı çıktığınızda karşınıza dokuzuncu yüzyıldan kalan katedral sizi kaşlıyor. Plovdiv’i fethettikten sonra bu katedrali yıkmış ama Bulgaristan Osmanlı egemenliğinden çıkınca aslına uygun olarak tekrar inşa etmiş, bu katedralden sonrası old town olarak geçiyor ve tarihi yerler burdan sonra başlıyor.

Antik Roma Tiyatrosu

M.S. 117 yılında roma kralı Trajan tarafından yaptırılan bu tiyatro günümüzde dans, tiyatro,müzikal gösterileri yapılmaktadır. Giriş ücreti 10 leva ama bizim gittiğimiz dönemde her hangi bir organizasyon olmadığı için içine girmeyi tercih etmedik.

Hisar Kapı

2. yüzyılda Roma imparatorluğunun Acropolis’e giriş için yapmış olduğu Hisar kapı Osmanlı döneminde de kullanılmış ve adı Osmanlıdan kalmış. Koca surların arasında kalan bu sur kapısı insanın başını döndürüyor.

Etnoğrafya Müzesi

1847 yılında zengin bir tüccar tarafından yaptırılan bu ihtişamlı yapı önce bir pansiyona daha sonrada müzeye dönüştürülmüş hala müze olarak kullanılıyor.

Nöbet Tepe

Burası old townun son ziyaret edilecek noktası Osmanlı şehri ve meriç nehrini gözetim için kullanmış adıda o yüzden nöbet tepe olarak kalmış. Bizce burada oturup bir plovdiv manzarası izlemeden dönmemelisiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir